Türklerin Anadolu’ya gelişinin 1071’den çok önce olduğunu açıklayan Prof. Dr. Ekrem Memiş, “Bizim elde ettiğimiz bilgi ve belgelere göre Türklerin Anadolu’daki varlığı ile ilgili en eski yazılı kaynak M.Ö. 2250 yılına ait bir çivi yazısı tablet” dedi. Memiş, bu tabletin Akad Kralı tarafından yazıldığını ve Anadolu’ya yaptığı seferleri anlattığını söyledi.
Tablette adı geçen Türki Krallığı’nın bilinen en eski Türk krallığı olduğunu açıklayan Prof. Dr. Ekrem Memiş, “Türk adının geçtiği en eski kaynak da bu tablet” dedi. Memiş, tabletteki bilgiler hakkında şunları aktardı: [devam...]
Mustafa Kemal Paşa, 3 Mayıs 1920 günü Doğu Cephesi Komutanı Kazım Karabekir Paşa’ya yazdığı bir mektupta;
“Devlette hiç para kalmadı. Şu anda içeride para temin edebileceğimiz bir kaynak da yok.
Başka kaynaklardan para temin edinceye kadar Azerbaycan hükümetinden borç para alınmasını temin etmenizi rica ederim” diyordu. Kazım Karabekir Paşa, isteği Azerbaycan hükümetine iletti. [devam...]
Dünya denen mezellete dalsın her isteyen,
Ben ırkımın şeref taşan efsanesindeyim.
Onu 34 yıl önce, 1975 Aralık’ının 11’inde kaybettik. 34 yıldır Atsız, Türk ırkının şeref taşan efsanesinde gömülü. Biz ise dünya denen mezellette yaşamaya devam ediyoruz.
Atsız, Türk tarihinin şereflerle dolu bir efsane olduğuna inanıyordu. Şimdi o, bu tarihin şerefli anıtlarından biri olarak zihinlerimizde de, gönüllerimizde de yaşamaya devam ediyor. İnsanlık tarihinin en şerefli sayfalarını yaratan Türk kanı, hiç şüphesiz bugün de varlığını koruyor ve bundan sonra da şerefli sayfalar yazmaya devam edecek. Bugün görünen mezbelelik kimseyi aldatmasın. Çirkinlikler olmadan güzellikler, karanlıklar olmadan aydınlıklar doğmaz. Türk kanının yarattığı şerefli tarih kutsal bir millî ruha da vücut vermiştir. Milletimizin maddi temelini oluşturan kan ve manevi temelini oluşturan ruh, bazılarının zannettiği gibi yok olmuş değildir. Karanlıklar içinden bir güneş gibi parlayacaktır. [devam...]
1944 yılı Türkiye açısından önemli bir yıl olmuştur. 2. Dünya harbi yürürken, savaşın gidişatı Türkiye’de de birçok şeyi değiştirmişti. Almanya’nın 1 Eylül 1939′da Polonya’ya saldırması ile başlayan süreçte Adolf Hitler’in zaferine kesin gözü ile bakılıyordu. 23 Ağustos 1939′da Sovyet Rusya ile Almanya arasında Avrupa’nın paylaşılmasını konu alan ittifak anlaşması imzalanmış olmasına rağmen, Almanya’nın güçlü ilerleyişi Rusya’yı rahatsız etmiş ve aradaki ittifak bozulmuştur. 23 Haziran 1941′de Hitler Rusya’ya saldırmıştır. [devam...]
Millî şuurun ve ilmî tarihçiliğin hâlâ gereğince gelişememesi, dinî taassubun hâlâ ruhlara hükmetmesi dolayısıyla tarihimizin bazı büyüklerine karşı saygısızlıkta bulunmak, yahut Türk ırkının şu veya bu bölümlerini birbirine düşman saymak gibi yanlışlıklar sık sık yapılmaktadır. Bunların arasında en yaygını Çengiz ve Temir düşmanlığıdır. Bu düşmanlığı yapanlar arasında Şarlman’la Şarlken’i birbirine karıştıran felsefeciler bulunduğu gibi tarihçi geçinenler de vardır.
Bu tarihçi geçinenlerden biri Türk soyunun güzelliği hakkında yazdığı bir gazete makalesinde yine dinî taassup sebebiyle Çengiz ve Temir’den “mahlûkat” diye bahsederek onların sarı “Moğol” ırkından olduğunu Türklerin ise beyaz ırkın mümessili olduğunu ileri sürdü. [devam...]





